DUYURU / FAALİYET / HABER

ÇİFTÇİLERİMİZE POZİTİF AYRIMCILIK YAPILMALI

TSÜAB ve ECOSA Başkanı Yıldıray GENÇER, Neşe Berber'e değerlendirmelerde bulundu.

ÇİFTÇİLERİMİZE POZİTİF AYRIMCILIK YAPILMALI

TSÜAB Başkanı Yıldıray Gençer, tarım politikalarının doğru yönde geliştirilmesi gerektiğine vurgu yaptı. Çiftçilerin para kazanamadığını söyleyen Gençer, "Bir damla suyu, bir avuç toprağı, heba edecek lüksümüz yok" dedi. Gençer, "Elektrik, sulama giderleri, mazot gibi kalemlerde pozitif ayrımcılık yapılmalıdır" ifadelerini kullandı.

Türkiye tarımda Dünya’nın sayılı ülkeleri arasına girebilir mi?

Çiftçilerimiz belli bir süredir para kazanamıyor. Ülkemizdeki çiftçinin para kazanması, kalkınması olmazsa olmazımız. Ne yapıp edip politikalarımızı düzenleyip çiftçimizin çıkarlarını gözetmeliyiz. Bunu destekleme politikaları, havza bazlı üretimi gibi farklı şekillerde yapabiliriz.

Bakın hem su kısıtı yaşıyoruz hem de topraklarımızın fiziksel ve kimyasal yapısında ciddi anlamda sorunlar oluşmaya başladı. Bunların temelinde bilinçsiz üretim, yanlış sulama ve gübreleme yatmaktadır. Suyumuzu ve topraklarımızı çok iyi korumalı ve topraklarımızı işleyen çiftçilerimizi kalkındırmalıyız.

Bir damla suyu, bir avuç toprağı, bir damla alın terini heba edecek lüksümüz yok. Politikalarımızı bu yönde şekillendirmeliyiz.

Çiftçimizi uzun zamandır para kazanamıyor. Çiftçimiz para kazanamazken tüketici de çok yüksek fiyatlı ürün tüketiyor. Tarladan sofraya varan bu süreçte çok ciddi sorunlar var. Bu alanda rehabilitasyona ihtiyaç var. Kanaatkar ve sabırlı çiftçilerimizi tarlada tutmalı, üretime devam ettirmeliyiz.

Çiftçilerin önündeki temel sorunlar

Tarımsal girdilere ulaşım ve bu girdilerdeki maliyet artışları, bu girdilere ulaşım noktasında kısıtlarken ekonomik anlamda da çiftçilerimizi oldukça zorluyor. Çiftçilerimiz, artan maliyetler karşısında ürünlerin de fiyatlarının artmasını ve emeklerinin yatırımlarının karşılığını almalıdır. Çiftçilerimiz her geçen gün kooperatiflere, bankalara ve tarım bayilerimize borçlanıyor. Bütün girdileri tedarikçilerden temin ediyor, harman vade dediğimiz sistemle hasat sonu borcunu ödemeye ve kalan kısmıyla yıllık geçimini sağlamaya, para kazanırsa da yatırım yapmaya çalışıyor. Eğer kazandığı rakam girdi masraflarını bile karşılayamaz duruma gelirse hiçbir ek geliri olmayan çiftçi ne yapacak? Üretimden kopacak! Bugün artık endişeyle önlerine baktıklarını, ne yapacaklarını kara kara düşündüklerini görüyoruz. Bu sektörün tüm paydaşlarını ilgilendiriyor. Çiftçi olmazsa tohumcu da olmaz, gübreci de olmaz, ilaççı da olmaz, halci de olmaz, kamyoncu da olmaz. Tarım en stratejik sektördür diye tekrar tekrar söylüyoruz.

Bugün en iyi tohumları geliştirebiliriz, en iyi besin maddelerini sağlayıp, en iyi makinelerle toprağı işleyebiliriz. Ancak bunları ulaşılabilir rakamlarla çiftçimize ulaşılabilir bir şekilde sunmazsak yarınımız sıkıntıya düşecektir. Bir sezon boyunca Rızkını topraktan arayan çiftçimizin umutlarını kırmamalıyız.

Üretici tüketici arasındaki makas açıklığı bir an önce düzenlenmelidir. Üreticiden 1 liraya çıkan ürün markete 3,4 katı ücretle tüketiciye ulaşıyor. Üretimin sürdürülebilir olması için çiftçimiz tatmin edici şekilde para kazanması gerekmektedir.

Çiftçilerimiz bu ülkenin öz evladı, halkımızı beslemek için gece gündüz çalışmaktadır. Elektrik, sulama giderleri, mazot gibi kalemlerde pozitif ayrımcılık yapılmalıdır.

Tarımda stratejik bölgeyiz

Türkiye coğrafya olarak stratejik bir bölgededir. İklim ve bitki çeşitliliği olarak çok ciddi zenginliklere sahiptir. Bu zenginliklerimizi avantaja çevirerek tarım çağı olarak tanımlayabileceğimiz yeni dünya düzeninde öne çıkabiliriz.

İklim şartları ve pazar isteklerine göre çalışmalar yürütüp yeni çeşitler geliştirerek bu süreçten en az etkilenen ülkelerden biri oluruz. Bugün artık dünyada kıtlık, kendi kendine yetememe, gıdaya erişimin zorluğu konuşuluyor. Özellikle tohumculuk sektörü olarak çok iyi hamleler yaptık, bugün bütün bu problemleri aşabilecek alt yapıya sahibiz.

Özellikle ata tohum gibi yerel tohum gibi kullanmış olduğu yanlış söylemler var. Bunlar farklı bir gündem. Biz ata tohumlarımızı temel olarak kullanıp, yetiştirme şartlarına uygun, verimli, kaliteli, dayanıklı, pazarın talep ettiği çeşitler geliştiriyoruz. Hem vatandaşlarımızı ve misafirlerimizi doyurmak hem de bu ürünleri yurt dışına pazarlayarak ekonomimize katkı sağlayan ülke durumuna geldik.

Tarımda gıdada Türkiye’nin önünü kapatmak isteyenler var

Biz özel bir milletiz. Pandemi sürecinde de gördük kendi yaralarımızı sarmaya çalışırken bir taraftan da birçok ülkeye yardımcı olmaya çalıştık. 3 kıtada imparatorluk kurmuş bir millet olarak adaleti de paylaşımı da beraberimizde götürdük. Bizler bu milletin torunları olarak, birçok dünya ülkesini ürkütecek konumdayız. Bütün dünya pandemide gıdadan vazgeçemeyeceğini gördü. Birçok ülkenin ve global şirketlerin tarıma bakış açıları ve tarımla ilgili politikaları hızlıca değişti. Biz zaten tarımın öneminin farkındaydık, buna rağmen atılımlar yapmaya devam ediyoruz. Bakın tohumculuk sektörü olarak 40 yıllık kısa bir süreç içinde dünya ile yarışır, ticaret yapabilir hale geldik. Böyle hızlı büyüyebilen bir sektör yok.

Yapısal ve coğrafi açıdan pek çok ülkeyi ürkütür durumdayız. Bizim tarımda, tohumda çok fazla ilerleyip kendilerine rakip olmamızı istemeyenler de vardır ve olacaktır. Herkes en iyiye sahip olmak, en güçlü olmak istiyor. Güçlü olabilmek için gıdaya sahip olmak lazım. Gıdaya sahip olmak için de tohuma sahip olmalısınız. Eğer elinizde güçlü, kaliteli, verimli tohumlar yoksa siz gıdaya hükmedemezsiniz. Bunun tek yolu güçlü bir tohumculuk sektörüne sahip olmaktan geçer. Zaman zaman kamuoyunda alakasız kişilerin tohumla ilgili konuşup sektöre zarar vermeye çalıştıklarını görüyoruz. Bu insanlar kime ve neye hizmet etmek istiyorlar bunu araştırmak lazım.

Arabada hibrit, eğitimde hibrit ama tohuma gelince hibrit olursa olmaz kısır olur şöyle olur böyle olur diyorlar. Bunu söyleyen insanların gıda ve tarım sektörünün kalkınmasını istemeyen, bu lobilere hizmet eden kişilerdir. Kamuoyunda bilinirliği saygınlığı olan bu kişiler ne dediklerini neye hizmet ettiklerini tekrar gözden geçirmesi gerekmektedir. Sanki birileri ülkemizin gelişmemesi, özgürleşmemesi, gıda bağımsızlığını kazanmaması için bu senaryoyu yazmış, bu arkadaşlar da rollerini oynuyorlar. Bu arkadaşlara her ortamda hodri meydan demek istiyorum.

Dünyada TARIM ürünlerinde kıtlık olabileceği söyleniyor, Türkiye’de bundan etkilenebilir mi etkilenmemesi için neler yapmalıyız?

Ülkeler tarım politikalarını doğru yönde güncelleyip geliştiremezlerse açlık ve kıtlık olur. İklim değişiklikleri, artan nüfusa karşın azalan tarım alanları ve savaş benzeri nedenlerle üretim yapılmayan tarım alanları bütün bunlar göz önünde bulundurularak ülkelerin tarım politikaları revize edilmelidir. Yoksa bu ülkelerde açlık yaşanabilir.

Bütün dünyada bir tuşla her şeye ulaşabiliyorsunuz. Böyle bir çağda yanlış politikalarla tarımı  yönetmek, güvenli gıdayı arz edememek kabullenilebilir bir durum değildir.

Ülkemize baktığımızda, tohumculuk sektörü olarak güçlü bir konumdayız. Doğru politikaların, doğru desteklemelerin sonucunda gelişiyor, güçleniyoruz. Hem iç piyasanın isteğini karşılıyor hem de ihracat yapabiliyoruz.

Biz dört mevsimi aynı anda yaşayabilen bir ülkeyiz. Şartlarımız tarıma çok elverişli ancak su ile ilgili herkes gibi bizim de sorunlarımız var. Su olmadan tarım da hayat da olmaz. Islahçılarımız son dönemlerde yaşamış olduğumuz iklimsel sıkıntıları da göz önünde bulundurarak farklı stres koşullarına karşı toleranslı, dayanıklı çeşitler geliştiriyorlar.

Çiftçilerimize de bu anlamda çok büyük görev düşüyor. Bilinçsiz su tüketimi, gübre ve ilaç tüketimi hem topraklarımıza hem de yer altı kaynaklarımıza zarar vermektedir. Var olanı kaybetmemeliyiz. Çiftçilerimizi toprak tahlili yaptırmaya, dönemine ve dozuna uygun ilaç kullanmaya ve üstün niteliklere sahip tohumları kullanmaya teşvik etmeliyiz.

Özellikle pandemi, iklim değişiklikleri ve savaşlar bazı gıdalara erişimi zorlaştırdı ve insanlar gıdanın ancak tarımsal üretimle elde edilebileceğini anladı. Ülkelerin ve insanlığın geleceği ve güveni için Tarımın en stratejik alan olduğu da ortaya çıktı. Tarımsal gücü elinde bulunduran ülkeler en güçlü ülkeler olacaktır.  Bakın pandemide gördük. İnsanlar yeni kıyafetlerini giyip lüks arabalarına binip bir yerlere gidemedi ama herkes gıdaya ulaşmaya çalıştı.

Tarım ülkesi olmamıza rağmen medya ve iletişim kanallarını kullanan kişileri de tarımın pozitif yönlerini dile getirmeye davet ediyoruz.